İLETİŞİM

NAFAKA ARTIRIM DAVASI

Yazı İçeriği

NAFAKA KAVRAMI

Nafaka kavramı, Arapça kökenli bir kelimedir. Nafaka; beslenme, geçindirme, çıkma, gitme, sarf etme anlamına gelen “infak” kelimesinden türemiştir. Türk Dil Kurumuna göre nafaka kavramı: “Geçinmek için gerekli olan şeylerin bütünü, geçimlik “ anlamındadır.


Nafaka Aile Hukuku’nun en önemli konularındandır. Özellikle çocuklar ve çalışmayan eş söz konusu olduğunda nafakanın önemi artmaktadır. Gerçekten de boşanma sürecinde daha az kusurlu olan ve çalışmayan eş daha sonra yoksulluk içine düşmekte, yaşamını sürdürmekte zorlanmaktadır. Kişilerin içerisine girdiği bu geçim kaygısı psikolojik ve bedensel sorunlara yol açmaktadır.


Boşanmanın gerçekleşmesi ile birlikte velayet kendisine bırakılmayan eşin çocuğa karşı sorumlulukları devam eder. Velayeti almayan ya da velayeti talep etmesine rağmen velayet kendisine bırakılmayan eş çocuğuyla ilgilenmeli ve özellikle çocuğun bakımı ve eğitimi için gerekli ekonomik masraflara gücü oranında katılmalıdır.
Nafakanın yukarıda aktarılan özellikleri çerçevesinde hukukumuzda bu konuya ayrı bir önem verilmiş ve nafaka yargılamaları ve nafaka alacağı özel hükümlere tabi tutulmuştur.

NAFAKA TÜRLERİ

Konunun iyi anlaşılabilmesi için nafaka türlerine değinmeyi faydalı görüyoruz. Nafaka konusu çeşitli ayrımlarla incelenmektedir. Örneğin boşanma davası sürerken hâkimce takdir edilecek nafaka tedbir nafakası olarak adlandırılmaktadır. Boşanmanın gerçekleşmesi ile birlikte eşlerden birine ödenecek nafaka yoksulluk nafakası olarak adlandırılmaktadır. Velayet kendisine bırakılmayan ebeveynin çocuğunun bakım ve eğitimi için ödeyeceği nafaka iştirak nafakası olarak adlandırılmaktadır. Son olarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun madde 364 düzenlemesi ile ihdas edilen “Anne, baba, kardeş vb. hısımlara kanuni bir yükümlülük gereği ödenen yardım nafakasını da belirtelim.


Bu çalışmamızda boşanmanın gerçekleşmesi ile gündeme gelen yoksulluk nafakası ve çocuk için ödenen iştirak nafakası çerçevesinde bilgiler verecek olduğumuzdan tedbir nafakası ve yardım nafakası konularına ayrıntılı olarak değinilmeyecektir.

YOKSULLUK NAFAKASI

Yoksulluk nafakası 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun madde 175 hükmü ile düzenlenmiştir. Düzenleme uyarınca “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.”
Dikkat edileceği üzere yoksulluk nafakasına hak kazanabilmek için boşanma sürecinde kusurunuzun karşı taraftan daha az olması gerekir. Yani boşanma davasında ağır kusurlu kabul edilen bir tarafın yoksulluk nafakasına hak kazanabilmesi mümkün değildir.
Yoksulluk nafakası için diğer şart boşanma ile birlikte yoksulluğa düşecek olmaktır. Burada yoksulluğa düşmek ifadesinin ne anlama geldiği açıklığa kavuşturulmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir”

İŞTİRAK NAFAKASI

Boşanmanın gerçekleşmesi ile birlikte genelde çocuklar ebeveynlerden birisinin velayeti altında bırakılmaktadır. Velayet kendisine bırakılmayan eşin ise çocuğuna karşı anne ve babalıktan kaynaklanan sorumlulukları aynen devam etmektedir. Özellikle çocuk bebek ise mama, bez ve giyim masrafları günümüzde aileleri en çok zorlayan masraf kalemidir. Okul çağındaki çocuklar için ise kırtasiye, giyim ve kültürel etkinliklere ilişkin ciddi maliyetler doğmaktadır. Bu noktada her iki ebeveyn de çocuğun bakımı için elinden geleni yapmakla yükümlüdür. İşte velayet kendisine bırakılmayan eşin çocuk için diğer ebeveyne ödemekte olduğu nafakaya iştirak nafakası adı verilmektedir.

NAFAKANIN ARTIRIMI

Nafakanın hükmedilmesi ile aradan zaman geçmekte, kişilerin ihtiyacı değişebilmekte ya da ülkelerin içerisinde bulunduğu ekonomik şartlar paranın alım gücünü düşürebilmektedir. Bu noktada nafakanın artırım davası gündeme gelecektir.
Örneğin Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre,
2018 yılı yıllık enflasyon %16,33
2019 yılı yıllık enflasyon %17,14
2020 yılı yıllık enflasyon %14,60
2021 yılı yıllık enflasyon %36,08 olarak açıklanmıştır.
Görüleceği üzere 2020 yılı ile 2021 yılı verileri arasında ciddi bir fark oluşmuştur. Bu fark ise bireylerin alım gücünün düşmesine, öncesinde nafaka ile alınabilen mal ve hizmetlerin artık alınamamasına yol açmıştır.
Bu durumda taraflar arasındaki dengenin sağlanabilmesi için nafakanın artırılması bir başka tabirle güncellenmesi gündeme gelmektedir.

NAFAKANIN ARTIRIMINDA GÖZETİLECEK HUSUSLAR

Yargıtay’a göre nafaka alacaklısının ihtiyaçları ile nafaka ödemekle yükümlü kişinin gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde; yoksulluk nafakası TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılmalı ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan denge korunmalıdır.
Yani Yargıtay’a göre kural olarak nafaka ödemekle yükümlü kişinin durumunda bir ilerleme ve zenginleşme olmasa dahi yoksulluk nafakası ÜFE oranında artırılmalıdır. Bugün Mahkemeler nafaka artırımına yönelik hesap yaparken TÜİK tarafından açıklanan istatistikleri temel almaktadır.

Ancak unutulmamalıdır ki eğer nafaka ödeyecek eşin mali durumunun kötü olması halinde Yargıtay uygulaması gereği yoksulluk nafakasının artırımına karar verilemez. Nafaka yükümlüsünün bu durumuna ilişkin örnek vermek gerekirse;
-Eski eşin kanser gibi tedavi süreci zor ağır bir hastalığa yakalanmış olması
-Eski eşin zorunlu askerlik hizmetini yapması ve işsiz olması
-Eski eşin çalışarak gelir elde etmesini engelleyen bir iş kazası yaşamış olması
Durumlarında nafaka artırım talebi kabul edilmeyeceği gibi bu kişi nafakanın kaldırılması için dava da açabilecektir.

Çalışmasına yönelik bir engel olmamasına rağmen nafaka yükümlüsünün çalışmıyor olmasının nafaka ödeme borcuna etkisini tetkik etmek gerekmektedir. Bilindiği üzere Hukukumuz uyarınca çalışmak hem bir hak hem de bir ödevdir. Çalışmasına engel bir hastalığı olmamasına rağmen çalışmayan bir kişinin nafaka ödeme borcundan kurtulması dürüstlük kuralları ile bağdaşmayacaktır. Aşağıda bu konuya temas eden bir Bölge Adliye Mahkemesi kararı aktarılmaktadır:
“ “Evlilik dışı doğan çocuğun velayeti anaya ait ise de babanın da çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılması zorunludur. Mahkemece ana ve babanın sosyal ve ekonomik durumları, günün ekonomik koşulları, küçüğün ihtiyaçları Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Buna göre, davalı baba üniversite öğrencisi olup, maddi gelirinin olmadığını ve nafakaya hükmedilmemesi gerektiğini iddia etmiş ise de; evlilik dışı doğan çocuğun yaşı, down sendromlu olması, annenin de yaşının küçük olup, çocuğa anneanne tarafından bakılması, down sendromlu çocuğun ihtiyaç ve giderlerinin de daha fazla olması, davalının üniversite öğrencisi olmasının, evlilik dışı doğan çocuğun bakım, eğitim ve giderlerine katılma yükümlülüğünden kendisini kurtarmayıp, çalışmasına engel bir halinin de bulunmadığı anlaşılmakla davalının istinaf talebinin esastan reddine karar vermek gerekmiştir.” İzmir BAM. 2. H.D. E.2016/90 K.2016/168 T.29.12.2016

Nafaka artırımında gözetilecek en önemli husus nafaka alacaklısının ihtiyaçlarında bir artış yaşanıp yaşanmadığıdır. Bu noktada ihtiyaçtaki artış kavramı doğru algılanmalı ve nafaka alacaklısı mali gücünü aşacak alışverişlerden kaçınmalı ve eğer böyle alışverişler yaptı ise bu durumun nafaka borçlusunun durumunu zorlaştıramayacağını bilmelidir. Ancak yaşanan enflasyon, bulaşıcı hastalık ve sair kriz durumlarında paranın alım gücü düşmüş, zorunlu tüketim mallarının değeri artmış ise bu noktada nafaka alacaklısının ihtiyaçları meşru olduğundan göz önüne alınacaktır.
Yukarıda da açıkladığımız üzere iştirak nafakası velayet kendisine bırakılmayan eşin ödemekle yükümlü olduğu parasal destektir. Özellikle çocuğun okul ihtiyaçlarının artması, çocuğun kırtasiye giderlerinin değişmesi, çocuğun zorunlu sosyal ve kültürel giderleri için paranın gerekmesi, çocuğun lise ya da üniversite sınavına hazırlık döneminde etüt ya da sair ek öğrenim hizmeti alması durumlarının ortaya çıkması halinde iştirak nafakasının artırılması gündeme gelebilecektir.
Nafaka alacaklısının mali durumunda iyileşme nafaka borçlusunun durumunda kötüleşme meydana geldiyse ya da arttığı iddia edilen ihtiyaçlar lüks kapsamına giriyorsa da yine nafaka artırımı dürüstlük kurallarına aykırı olacaktır. Örneğin çocuğu son çıkan bir telefon alınmak istenmesi ya da çocuğun tatile gönderilecek olması gibi durumlarda dürüstlük kuralları gereğince talebin reddi gündeme gelebilir.

NAFAKA ARTIRIMINDA USUL HÜKÜMLERİ

Nafaka artırım davasında görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde bu davalara Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesince bakılır. Nafaka artırım davasında yetkili mahkeme 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun madde 177 düzenlemesi ile belirlenmiştir. İlgili hüküm uyarınca “Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.” Bu durumda nafaka alacaklısı kişi yerleşim yerinde davayı açabilir.
Nafaka artırım davası basit yargılama usulüne tabidir. Bu davalarda taraflar dava ve cevap dilekçesi olmak üzere birer dilekçe verir ve davacının iddianın genişletilmesi yasağı dava dilekçesinin verilmesiyle başlar. Davalının savunmalarını genişletme yasağı da cevap dilekçesinin verilmesi ile başlar. Basit yargılama usulüne tabi olan nafaka artırım davasında tüm vakıaların Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na uygun şekilde kronolojik bir sırayla ve somutlaştırma yüküne uygun olarak ileri sürülmesi ve hangi delilin hangi vakıanın ispatında kullanılacağının özenle dilekçeye eklenmesi gerekir.

Basit yargılama usulünde tanık bildirme zamanına yönelik çeşitli görüşler dile getirilmişse de tanık ancak uyuşmazlık konusunda bildirileceğinden uyuşmazlık konusu ise ancak ön inceleme duruşmasında belirgin hale geleceğinden tanık isimleri ön inceleme duruşmasının ardından 2 haftalık yasal süre içerisinde mahkemeye bildirilebilir.
Nafaka artırım davalarında dava tarihinden itibaren artışa karar verilir. Örneğin dava 01.01.2022 de açıldı karar ise 01.09.2022 de verildi, davanın açılmış olduğu 01.01.2022 tarihinden itibaren nafaka artış göstermiş olacaktır.
Nafaka artırım davalarında bir yıllık nafaka bedeli üzerinden Harçlar Kanunundaki hükme göre nispi harç ödenmesi gereklidir.
Nafaka artırım davalarında davanın kısmen reddi halinde davacı aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmez. Bu düzenleme nafaka alacaklısını koruyan bir nitelik arz etmektedir.
Nafaka artırım davasında çıkan karar aleyhine tehiri icra yoluna başvurulamaz.

Bu genel nitelikteki bilgilendirme yazısı Hatay Barosu Avukatlarından İskenderun Avukat Hüseyin KÜSKÜ tarafından hazırlanmıştır

Anahtar Kelimeler: İskenderun boşanma avukatı, nafaka, nafaka türleri, nafakanın artırımı

Facebook
Twitter
LinkedIn
Pinterest
Email

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Makaleler

İçeriklerin izinsiz kopyalanması, paylaşılması yasaktır!