İLETİŞİM

CEZA EHLİYETİ, AKIL HASTALIKLARI VE CEZA SORUMLULUĞU TCK 32

Yazı İçeriği

Ceza Ehliyeti Nedir?

Esasen Türk Ceza Kanununda ceza ehliyeti ya da cezai ehliyet adı altında kavramlar bulunmamaktadır. Ancak uygulamada ve halk arasında bu kavramlar sıkça kullanıldığından bu çalışmada ceza ehliyeti, cezai ehliyet kavramları tarafımızca da kullanılacaktır.

Ceza ehliyeti suç işleyen bir şahsın bu fiil dolayısıyla sorumlu tutulabilmesi için gerekli şartların bütünü olarak değerlendirilebilir. Modern Ceza Hukuku sistemlerinde kanunların amacı suç işleyenlerden öç almak değildir. Aksine cezanın ana amaçlarından bir tanesi suç işleyen ve kusur yeteneğine sahip kişinin bir daha suç işlemesinin önlenmesi ve onun rehabilite edilerek olabildiğince topluma yeniden kazandırılmasıdır.

Bazı durumlarda kişiler akıl hastalıkları sebebiyle suç işleyebilirler. Ancak özellikle akıl hastalığının kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılamasını engellemesi veya bu fiille ilgili olarak kişinin davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azaltmış olması durumunda bu kişiye ceza verilemeyecektir.

Bu noktada kişinin ceza ehliyetine sahip olduğundan bahsedebilmek için şahsın işlediği fiillerin anlam ve sonuçlarını algılayabilmesi veya davranışlarını yönlendirme yeteneğine sahip olması gerekir.

Ceza Ehliyeti Nasıl Tespit Edilir?

Belirtildiği üzere 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sistemine göre bir kişinin ceza yaptırımına tabi tutulabilmesi için belirli, asgari şartların varlığı zorunludur. Ceza tehdidi ile karşı karşıya kalan kişi dış dünyadan gelen iletileri algılayabilmeli, zihninde sınıflandırabilmeli ve sağlıklı şekilde kullanabilmelidir. Algılama yeteneği gelişmemiş küçükler ve akıl hastaları bahsedilen yetiden yoksun olarak “normlara” uyum gösterebilmekte zorlanabilmektedir. Diğer durum ise kişinin davranışlarını yönlendirme yetisinin gelişmiş olması durumudur. Şöyle ki , algılama yeteneği yeterince gelişmiş ve gerçekleştireceği davranışın hukuki sonuçlarını algılayabilmekle birlikte kendilerini bahsi geçen davranışını gerçekleştirmekten alıkoyamayan kişilerinde kınanabilmesi yani cezalandırılabilmesi mümkün değildir. Türk pozitif hukuk sisteminde kişinin cezalandırılabilmesi sayılan bu iki yetinin de gelişmiş olmasına bağlıdır.

Ceza hukuku yargılaması sırasında hukuk uygulayıcıları olan savcı ve hakimler kimi zaman kişinin davranışları ve ifadelerinden şüphelenerek, kimi zaman tarafların iddiası üzerine kimi zaman ise adli geçmişe bakmak suretiyle ceza sorumluluğunun değerlendirilmesi amacıyla “Adli Psikiyatri” uzmanlarından yardım istemektedirler. Adli psikiyatri adli tıbbın bir kolu olarak gerçeğin ortaya çıkarılması yönünde adalete hizmet eden bir görev ifa etmektedir. Adli psikiyatrik değerlendirme sonrası sunulan raporlar hukuk uygulayıcılarına yön göstermekte kişinin “kusurluluk değerlendirmesi”’nin yapılmasında en önemli noktalardan birisini oluşturmaktadır.

Gözlem Altına Alınma

Esasında bir bilirkişilik faaliyeti olan “gözlem altına alınma” müessesesi 5271 sayılı yasanın “Bilirkişi İncelemesi” başlığını taşıyan bölümünde değil kanunun 74. Maddesinde “Gözlem Altına Alınma, Muayene, Keşif ve Otopsi” başlığı altında düzenlenmiştir.  Kanunda gözlem altına alma işleminin amacı “Fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan şüpheli veya sanığın akıl hastası olup olmadığını, akıl hastası ise ne zamandan beri hasta olduğunu ve bunun, kişinin davranışları üzerindeki etkilerini saptamak” olarak belirtilmiştir. 5271 sayılı yasanın 74. Maddesinin ilk fıkrasına göre bir kişinin gözlem altına alınabilmesi için fiilin işlendiği yolunda kuvvetli şüphenin bulunması gerekmektedir.

Yani kişinin gözlem altına alınabilmesi için akıl hastası olması tek başına yeterli değildir. Aksine eğer kişinin suçu işlediği yönünde kuvvetli şüpheler mevcut değilse gözlem altına alınma kararı verilemez.

Gözlem Altına Alınma Kararı Nasıl Verilir?

Gözlem altına alınma işleminde suçu işlediği iddia edilen kişi bir ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesine alınmakta ve adli psikiyatri konusunda yetkin olan hekimlerce kişinin davranışları, gerçekten akıl hastası olup olmadığı ya da iddia edilen fiilin akıl hastalığı etkisinde işlenip işlenmediği üzerine incelemeler yapılmaktadır.

Hukukumuz uyarınca gözlem altına alınma işleminin süresi 3 haftayı geçemez. Hastanede gözlem altına alınan şahıs Adli psikiyatrik değerlendirme sırasında hekimlerce yeterli kanıya ulaşıldığında 3 haftalık süre beklenilmeden de serbest bırakılabilir.

Bu sebeple yasada bahsi geçen süre bir azami süredir ve kişi özgürlüğü açısından bir güvence yaratmaktadır.  Bazı durumlarda ise 3 haftalık gözlem süresi yeterli tıbbi verinin toplanmasını ve kanaatin oluşmasına yetmeyebilir. Bu sebeple resmi sağlık kurumu raporu istemi üzerine gözlem altına alınma süresi her defasında üç haftayı geçmemek üzere uzatılabilir. Toplam gözlem altına alınma süresi ise yine kişi hürriyeti güvenliği açısından üç aylık süreyi geçemeyecektir.

Gözlem altına alınma kararı soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimi kovuşturma aşamasında ise yargılamayı yürüten mahkemece verilecektir. Gözlem altına alınması istenilen kişiye derhal bir müdafi atanmalı ve kişi müdafi huzurunda bu işleme karşı görüş ve itirazlarını bildirebilmelidir. Hâkimin gözlem altına alınma kararı verebilmesinin en önemli koşulu uzman hekim önerisinin var olmasıdır. Yani konusunda uzman hekimlerce öneride bulunulmaksızın hâkimlerce gözlem altına alınma kararı verilemez.

Gözlem Altına Alınma Kararına İtiraz

Gözlem altına alınma kararına karşı itiraz yoluna gidilebilir ve bu itiraz kararın uygulanmasını durdurur. Gözlem altına alınma kararına karşı itiraz 5271 sayılı yasanın 267 ve devamı maddelerine göre gerçekleştirilecektir. Kararı öğrenen şüpheli/sanık kararı öğrendiği tarihten itibaren “yedi gün” içerisinde kararı veren mahkemeye itiraz dilekçesini sunacak ya da zabıt kâtibine beyanda bulunacaktır. Beyan edilen hususlar bir tutanakla tespit edilip hâkim veya mahkeme başkanınca onaylanacaktır. İtirazı inceleyen mahkeme itirazı yerinde gördüğü takdirde kararını düzeltecektir aksi takdirde ilgili itiraz dilekçesini ya da tutanağını en fazla “üç gün” içinde itirazı incelemeye yetkili mercie gönderecektir. İtirazı inceleme yetkisine sahip merciin verdiği karar kesin niteliktedir.

Akıl Hastalıkları ve Ceza Ehliyeti

Çalışmamızın bu bölümünde cezai ehliyet meselesi akıl hastalıkları özelinde teker teker incelenecektir. Çalışmanın boyutunu arttırmamak ve amaca bağlı kalmak açısından uygulamada en sık rastlanılan akıl hastalıkları üzerinden açıklamalara yer verilecektir.

Şizofreni ve Ceza Ehliyeti

Şizofreni kavramı psikiyatri ilminin ve özelde halkın üzerinde çok durduğu ve çok tartışılan bir hastalık türüdür. Günümüzde şizofreni olarak ifade edilen kavram Yunanca ayrık veya bölünmüş anlamına gelen “şizo” ve akıl anlamına gelen “frenos” sözcüklerinin birleşiminden gelir[1]. Şizofreniyi tanımlama açısından, ilk olarak Morel adlı psikiyatrist şizofreni hastalığını “Erken Bunama” olarak tarif etmiştir[2]. Şizofreni hastalığı her toplum ve cinsiyet gurubunda görülebilir. Yaşam boyu yakalanma riski %1 civarındadır. Şizofreni düşünce, algılama, hareket, duygulanım ve kişiler arası ilişkilerde bozulmaya sebebiyet veren bir akıl hastalığıdır[3]. Şizofreni ile suç olayı arasında bağlantı olduğu, özellikle şizofreni hastalarının şiddet hareketleri gerçekleştirdikleri bilimsel yayınlarda gösterilmektedir.

Şizofreni hastaları aşırı aldırmazlık ve duygusallıktan uzak bir hal sergileyebilirler. Düşüncelerinde durgunlaşma ve çağrışımlarının bozulması durumu yaşanabilir ve garip, kendilerince de anlaşılamayan düşünceler içerisine girebilirler. Kişide birbirine karşıt duygu ve eğilimler aynı zamanda bir arada bulunabilir. Gerçek dünya ile uzaklaşarak kendilerine ait bir “iç dünya” içerisine girerler. Bazı şizofreni hastaları “katatoni” denilen hale girebilir ve uzun süreler donakalmış şekilde dururlar[4]. Şizofren kişi “normale” göre çok zor ve farklı bir yaşantı içerisindedir[5]. Şizofreninin belirtilerinisınıflamada kolaylık olması açısından pozitif, negatif ve bilişsel belirtiler şeklinde ayırmak mümkündür. Pozitif belirtiler bir zihinsel işlevin bozulması ya da çarpık şekilde işlemesi sonucu ortaya çıkan halüsinasyon, hezeyan, dezorganize davranış gibi belirtilerdir. Negatif belirtiler ise bir zihinsel işlevin azalması ya da kaybolması sonucu ortaya çıkan belirtilerdir. Alogia, duygulanım küntlüğü evolüsyon gibi. Bilişsel alandaki bozukluklar ise dikkat ve konsantrasyon sorunlarıdır[6]

Bilindiği üzere Türk Ceza Hukuku sisteminde salt akıl hastası olmak ceza sorumsuzluğu sonucunu doğurmamaktadır. Şizofreni hastaları varsanı ve sanrılarının etkisiyle suç işlediklerinde varılacak sonuç ceza ehliyetlerinin bulunmadığı yönünde olacaktır. “ Varsanı/ sanrıların etkisiyle işlenen suç” ifadesini belirginleştirmek için aşağıdaki olgu sunumunu aktarmakta fayda görmekteyiz.

“    Paranoya döneminde, inançlarım yüzünden cezalandırıldığımı; düşmanlarımın benim işlerime karıştıklarını, bana zarar vereceklerini ve hatta beni öldürmeye çalıştıklarını düşünüyordum. Büyük bir topluluğun bireyiydim. Benimle aynı fikirde olmayanları ikna etmeye, inançlarımı onlara anlatmaya çalışıyordum… Bana verilen görevi yürütebilmem ve kendimi dış dünyanın korkunç ve müthiş tehlikelerinden koruyabilmem için gerçek kozmik güçlerle doğuştan donatılmıştım. Ruh halime göre hava şartlarını, hatta güneşin hareketlerini bile kontrol edebiliyordum.”[7]

                Yukarıda belirtilen olgu da “A” kişisi neredeyse tüm dış dünyanın kendisine düşman kesildiğini düşünmekte ve kendisinin öldürüleceğini düşünmektedir. Bu düşünce ve inanışlar içinde örneğimiz arkasından yürüyen “B” kişisini , kendisini öldürme amacı taşıdığı hissi ile kasten öldürmesi olayında hasta hezeyanlarının motivasyonu ile hareket etmekte ve dış dünyadan tamamen uzaklaşmış bulunmaktadır. Bu sebeple kişinin ceza sorumluluğu/ ceza ehliyeti bulunduğundan bahsedilemez.

Ancak bir an için A kişisinin bahsedilen hezeyanları taşımakla birlikte nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğini düşünelim.  Mevcut olayda dosyadaki ifadeler ve tedavi evrakları incelenecektir. Bilindiği üzere dolandırıcılık suçu “hileli hareketlerle” ve “yarar sağlama”  saiki ile işlenen bir suçtur. Adli psikiyatrik değerlendirme sırasında gerçekleştirilecek olan, kişinin dolandırıcılık eylemi ile hezeyanlarının ve diğer bulguların neden sonuç ilişkisi içerisinde gerçekleşip gerçekleşmediği şeklinde olacaktır. Eğer kişi karşıdakini “kendi paralarını ve mallarını çalmak isteyen bir kişi” olarak tanımlayıp adeta bir karşılık olarak bu eyleme girişmişse yine ceza sorumluluğunun olduğundan bahsedilemez. Ancak bahsi geçen eyleme karşı herhangi bir hezeyan mevcut değilse, kişi de yarar sağlama kastı  açıkça tespit edilebiliyorsa Şizofreni teşhisine rağmen kişinin cezai sorumluluğunun tam olduğuna karar verilecektir.

Aşağıda aktarılan olguyu da başka bir suç çeşidi olarak verebilir ve üzerinden analizler yapabiliriz[8]

“   Anlatılamayacak kadar büyük bir acı kalbimi sıkıştırdı, hiçbir çaresi olmayan büyük bir acı. Denileni yapmayı kabul etmediğimde, kendimi suçlu ve korkak gibi hissediyordum ve içimdeki acı çoğalıyordu. Sonra, emirler daha ısrarlı olmaya başladı. Sonunda, söz dinlemek için ateşe doğra gidip; elimi uzatınca da yoğun bir suçluluk hissi duydum, sanki alçakça bir şey yapıyormuşum gibi hissettim ve tedirginliğim arttı. Her şeye rağmen, ikinci emir daha büyük bir rahatsızlık yaratıyordu, çünkü bu emire uyarsam kişiliğimi onarılmaz bir şekilde zedeleyecek bir davranışta bulunmuş olacaktım. Ve yine her iki durumda da, denileni yapma veya yapmama oldukça yapmacıklı, teatral bir şeydi. Bu arada, ben yalnızdım.”

Aktarılan olgunun bir an için çalışmakta olduğu bir işyerini, iç sesinin motivasyonu ile yaktığını ve birkaç kişinin öldüğünü düşünelim. Göründüğü gibi kişi o denli hezeyanlarının etkisindedir ki çok acı verebilecek bir eylem olan “elini ateşe sokmak” eylemini iç emirlerine uygun olarak yerine getirmektedir. Mevcut olayda da kişinin işlediği suç ile hezeyanları arasında neden-sonuç ilişkisi olduğundan ceza sorumluluğunun olmadığına karar verilecektir.

            Remisyon dönemlerinde[9] ve hastalık etkileri ile olay arasında neden-sonuç bağı kurulamayan zamanlarda kanaatimizce kişinin ceza sorumluluğunun etkilendiğinden de söz edilemez.

Bipolar Bozukluk ve Ceza Ehliyeti

Bahsi geçen hastalık Manik-Depresif psikoz olarak da adlandırılmaktadır.” Belirli bir ruhsal ya da bedensel nedene bağlı olmaksızın ortaya çıkan ve tam ya da kısmi manik ya da depresif sendromun eşlik ettiği duygu durumlarına afektif bozukluklar (ya da duygu durumu bozuklukları) denir. Duygu durumu (mood), ruhsal yaşamın tümüne bir dönem için sürekli egemen olan duyguları tanımlar. Bu duygular genellikle depresyon ya da nedensiz ve abartılı bir neşelenme durumu (mani ya da hipomani) biçiminde yaşanırlar.”[10]

“Bir afektif bozukluk dönemi (büyük depresif, manik ya da hipomanik), bilinen bir organik nedenden kaynaklanmayan ya da afektif olmayan bir Psikotik bozukluğun parçası olmayan bir duygu durumu sendromudur. Bir afektif bozukluk, duygu durumu dönemlerinin ortaya çıkış örüntüleriyle belirlenir. Örneğin büyük depresyon tanısı, geçmişinde mani ya da hipomani dönemi yaşamamış kişilerde, bir ya da birkaç kez ortaya çıkmış olan büyük depresif dönemler söz konusu olduğunda konulabilir”[11].

Diğer psikiyatrik rahatsızlıklardan farklı olarak Bipolar bozukluk hastalığında nöbetlerin arasında hiçbir hastalık belirtisinin bulunmadığı kişinin “normal” olduğu serbest ara dönem de denilen Remisyon dönemleri görülür

Mani Dönemi ve Ceza Ehliyeti

“Bu dönemin temel karakteristiği duygu durumunun ya yükselmesi ve yayılması ya da kolay uyarılabilir olmasıdır. Ayrıca manik sendrom belirtileri de ortaya çıkar. Bu belirtiler arasında, kendine güven duygusunun abartılı bir biçimde artması ya da bazen hezeyan niteliği gösterebilen büyüklük düşünceleri, uyku ihtiyacının azalması, hızlı konuşma, düşünce uçuşması, dikkatin kolay dağılması, amaca yönelik etkinliklerde artma, psikomotor ajitasyon, aşırı zevklere dalına ve bunların bazen can sıkıcı sonuçlar doğurabileceğini fark edememe sayılabilir. Belirtiler genellikle kişinin iş yaşamında ve olağan sosyal ilişkilerinde ciddi sorunlar yaratabilecek niteliktedir. Kendine ve başkalarına zararlı olabileceği bazı durumların ortaya çıkması hastane tedavisini gerektirebilir. “Mani döneminde kişi bilgi sahibi olmadığı konularda otorite imişçesine konuşmalar yapabilir ya da önerilerde bulunabilir, yeteneği olmadığı halde roman yazmaya ya da müzik bestelemeye kalkışabilir, hiçbir pratik değeri olmayan bir icatta bulunabilir ve bunun ciddiye alınmasını talep edebilir. Büyüklük hezeyanlarının içeriğinde Tanrı ya da ünlü kişilerle özel yakınlık iddiaları olabilir. Uykuya ihtiyaç azaldığı için herkesten erken ve enerjiyle uyanır. Daha ileri durumlarda gecelerce uyumayabilir, yine de yorgunluk hissetmez.  Mani dönemindeki kişi yüksek sesle ve hızlı konuşur, konuşmasını kesmek mümkün olmaz. İçeriğine şaka, espri ve kelimelerle oynama egemendir. Bazen teatral tavırlar sergilenir”[12]

Mani dönemi ceza hukuku ve adli psikiyatri için büyük önem arz etmektedir. Duygulanım bozuklukları arasında mani şiddet davranışının en sık gösterildiği evredir.  Gerçekleştirilen çalışmalarda manik dönemde, diğer hastalıklara oranla, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, Kasten öldürme, taksirle öldürme, kasten yaralama, yağma, tehdit ve hakaret gibi suç tiplerinin daha fazla tespit edildiği belirtilmektedir. Yine çalışmaların çoğunda özellikle manik epizodlarda ani ve ciddi şiddet ortaya çıkabildiği saptanmıştır[13]. Mani dönemi ve suç ilişkisini anlatan başkaca eserlerde de mani dönemi hayata karşı suçlar , vücut dokunulmazlığına karşı suçlar ve ahlaka karşı suçlar ile hakaret suçlarının sıkça işlendiği bildirilmektedir[14]. Aşağıdaki olguda mani dönemi ve suç ilişkisi aktarılmaktadır.

“   Ailesi tarafından çok konuşma, uyumama, bağırmaktan sesinin kısılması ve aşırı hareketlilik nedeniyle kliniğimize getirilen bir hastanın manik atak tedavisi sürdürülürken kısa bir süre önce neden olduğu bir trafik kazasından dolayı tutuksuz yargılandığı öğrenildi. Hasta, eşini, çocuklarını, baldızını ve yeğenlerini arabasına alarak hız gösterisi yapmak istemiş, arabadaki diğer kişilerin çığlıklarına aldırmadan otomatik olarak kapıları kilitlemiş, meydana gelen kazada şans eseri can kaybı olmamıştır. Bu olayda hastanın kaza sırasında maninin prodromal döneminde olduğu düşünülmüş, daha sonra da mahkemece istenilen bilirkişilik işlemi sırasında da bu görüş tekrarlanmıştır.”[15]

Yukarıdaki olayda görüldüğü gibi mani dönemindeki kişinin cesareti artmış bulunmaktadır. Kendisini her zamankinden daha yetenekli görmekte, her işi başaracağını düşünmektedir. Aşağıdaki örnekte de mani dönemi- cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ilişkisi aktarılmaktadır.

“   Mani tanısı ile hastaneye yatmadan birkaç gün öncesindeki yengesine tasallut suçu nedeniyle ağır ceza mahkemesinde yargılanan sanığın bu eylemini manik dönem içerisinde gerçekleştirdiği kanısı ilgili mahkemeye bir raporla bildirilmiştir”[16]

.Mani dönemlerinde kişiler gerek kendileri gerekse toplum için tehlikeli ilişkiler ve işlere girişebilir, çok yüksek miktarda paralar harcayabilir ve daha sonra telafi edemeyecekleri davranışlarda bulunabilirler. Mani dönemi sırasında çoğu zaman kişiler hasta olduklarının farkında da değillerdir. Mani döneminde, özellikle hezeyanların eşlik etmiş olduğu ve Psikotik özellikli mani dönemi olarak adlandırılan dönemde kişilerin ceza sorumluluğunun varlığından  bahsedilemez.

Depresyon ve Ceza Ehliyeti

Depresyon, çökkünlük, derin üzüntülü, bazen de hem üzüntülü hem bunalımlı bir Duygudurum ile birlikte düşünce, konuşma, devinim ve fizyolojik işlevlerde yavaşlama bunların yanı sıra değersizlik, küçüklük, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık, duygu ve belirtileri ile karakterize bir sendromdur[17].

Depresyonda dikkat azalmış, irade bozulmuş ve benlik saygısı düşmüştür. Düşünce içeriğinde karamsarlık, umutsuzluk, çaresizlik, suçluluk fikirleri, düşünce akışında yavaşlama ve psikomotor retardasyon görülebilmektedir[18]

Depresyon hastalığı sırasında ceza hukuku açısından önem arz edebilecek bazı hareketler gerçekleştirilebilmektedir. Bunların en bilindik örnekleri toplu intihar , kasten ve taksirle öldürme fiilleridir. Aşağıda sunulacak adli psikiyatrik olgular depresyon hastalığının ceza hukuku sahasına yansımasını tetkik açısından önem arz etmektedir.

“   İlk çocuğu ölen bir kadın hastamız lanetlenmiş olduğunu düşündüğünden kendisi ile

Birlikte lanetlendiğini düşündüğü ikinci çocuğu ile odaya girip havagazını açarak intihara kalkışmıştı. Eve gelen kocası tarafından kendisi kurtarılmış ancak çocuğu kaybedilmişti. Bu hastaya adam öldürme suçu nedeniyle ceza ehliyetinin depresyonuna bağlı olarak tümü ile kalkmış olduğunu ifade edip, TCY 46. maddesi kapsamında yargılanmasının uygun olacağı kanısıyla rapor düzenlenmişti.”[19]

            Yukarıda aktarılan olguda şahıs çocuğunu öldürmüştür. Ancak depresyon rahatsızlığı nedeniyle ceza sorumluluğunun olmadığı rapor edilmektedir. Diğer bir örnekte kasten öldürmeye teşebbüs fiiline örnek olarak verilebilir.

“   Eşinin kullandığı araba ile trafik kazası geçirerek çocuğunu kaybeden bir kadın girdiği depresyonda bu ölümden kocasını sorumlu tutarak onu öldürmeye teşebbüs etmişti. Burada da yine ceza ehliyeti olmadığı kanısına varılmıştı.[20]

Aktarılan örneklerde karakterize durumun suçluluk duygusu olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yaşamdan ümidini kesmiş ve buna koşullanmış birey çok rahat şekilde çevresindeki kişilerin hayatına da kastedebilmektedir. Belirtilenlere ek olarak depresyon hastaları taksirli suçları ve ihmali suçlar denilen suç çeşitlerini de işleyebilmektedir. Örneğin memur olan A kişisi depresif dönem yaşadığı bir anda “İhmal Suretiyle Görevi Kötüye Kullanma” suçu ile suçlandığında ceza sorumsuzluğuna ya da azalmış ceza sorumluluğuna hükmedilebilecektir. Çünkü bu dönem bırakın iş ve çevre kurallarına uyum göstermeyi kişi kendisini dahi ihmal etmekte bazı zamanlar temizliğine bile özen göstermemektedir

Kleptomani ve Ceza Ehliyeti

Yunanca kleptomani, kelime olarak “çalma deliliği” manasına gelmektedir. Kleptomani kişisel kullanım ya da parasal değeri için gereksinilmeyecek nesneleri çalmaya yönelik dürtülere tekrar tekrar engel olamama olarak tanımlanmaktadır. Kleptomanın hırsızlık girişiminde bulunmadan önce giderek artan bir gerginlik duyumu vardır. Hırsızlık girişimi sırasında haz alma, doyum bulma ya da rahatlama sağlama; çalma girişiminin kızgınlığı göstermek veya intikam almak için gerçekleştirilmemesi, bunun bir hezeyan ya da halüsinasyona yanıt olmaması, çalma davranım bozukluğunun, bir manik epizot veya anti sosyal kişilik bozukluğu ile açıklanamıyor olması gerekir[21]

Kleptoman hastaların gerçekleştirdikleri hırsızlık eylemi ile “normal” suçlular arasında çok önemli bir fark bulunmaktadır. Bilindiği üzere 5237 sayılı yasa sistematiğinde “Hırsızlık” suçunun oluşabilmesi için kişide bir yarar sağlama amacının bulunması gerekir. Ancak kleptomanlar yarar sağlama amacı gütmezler. Kleptomani de ki hırsızlık eyleminin amacı o sırada birikmiş bulunan gerginliği deşarj etmek ve rahatlamaktır. Ayırıcı olan bir diğer husus ise Kleptomani hastalarının sadece ihtiyacı olmayan maddi değeri düşük malları çalma eğilimindedir. Kleptomanın bu nitelikleri taşımayan hırsızlık suçunu işlemesi durumunda, kusur yeteneğinden yoksun olduğu sonucuna ulaşmak, doğru değildir[22] Aşağıda aktarılan Adli psikiyatrik olgular konunun daha iyi anlaşılabilmesini sağlayacaktır.

“   Olgumuz 35 yaşında, muhasebe işleri yapan, lise mezunu, ailesi ile yaşayan bekâr kadındır. Şahıs, bu olayda; bir marketten alışveriş yapmış, diğer yüksek ücretli malzemelerin ücretini ödemiş ancak bu sırada montunun cebine bir adet badem yağı ve 2 adet cilt maskesi koymuş ve görevliler tarafından yakalanmıştır. Daha önce sabıka kaydı yoktur. Sosyal ilişkileri normal bir kişi olduğu belirtilmektedir. İfadesinde hırsızlığı isteği dışında yaptığını, yapmamak için mücadele ettiğini ancak kendisini kontrol edemediğini, alışveriş esnasında çok gereksiz şeyleri cebine koyduğunu, daha önce de bu tür şeyler yaptığını, gazete çıkartmalarının bile kendisine cazip geldiğini söylemektedir. Yakalandığı günden sonra markete gitmemektedir. Öz geçmişinde; 15 yıl önce yaşadığı bölgede meydana gelen büyük depremden sonra ve kısa bir süre önce ablasının kötü ilerleyen evliliğinden dolayı depresyon tanısıyla psikiyatrik tedavi aldığı belirtilmektedir. Bu tedavisi sırasında psikiyatriste çalma isteği hakkında bilgi vermediğini belirtmektedir. Ruhsal durum muayenesinde depresyon ve kleptomani kliniği saptanmıştır. Anabilim Dalı’mızda yapılan muayenesi, psikiyatri konsültasyonu ve adli tahkikat bilgileri dikkate alınarak kleptomani hastalığı sonucu işlediği iddia edilen suça karşı cezai ehliyeti bulunmadığı kanaatine varılmıştır”.[23]

            Kleptomani rahatsızlığı için 5237 sayılı yasa açısından şöyle bir değerlendirmeye gidilebilir: Kleptomani hastaları yasanın aradığı şekilde algılama yeteneğine sahiptir. Ancak çalma davranışı sırasında davranışlarını yönlendirme yeteneği hastalıkça öyle derece de etki altına alınmaktadır ki bu nokta kişinin ceza sorumluluğunun tam olduğundan bahsedilememektedir. Aşağıda uygulamaya katkı açısından bir olguyu daha sunmakta fayda görmekteyiz.

“   Olgumuz 37 yaşında, ev hanımı, evli, 2 çocuk sahibi kadındır. Japon pazarı olarak tanımlanan ve birçok maddenin birlikte satıldığı işyerinden, düşük fiyatlı 2 adet bileklik ve 1 adet kol saatini ücret vermeden almış, çıkmaya çalışırken görevliler tarafından yakalanmıştır. 5 senedir obsesif kompulsif bozukluk tanısı ile ilaç kullanmakta ve hastalığı halen devam etmektedir. Tedavisi sırasında psikiyatriste çalma isteği hakkında bilgi vermediğini belirtmektedir. Daha önce de toka çalarken yakalandığını ancak yanlışlık olduğu söylenerek konunun kapatıldığını ifade etmektedir. Daha önce de birçok kez küçük şeyler çaldığını ve eşine çaldığı şeyleri ucuza aldığını söylediğini ifade etmektedir. Para sıkıntıları olmadığını belirtmektedir. Market alışverişi sırasında birçok şey alsa da en azından bir sakızı da para ödemeden ve kimsenin haberi olmadan alma isteği duyduğunu ve bunun önüne geçemediğini belirtmektedir. Küçük şeyler çalma isteğinin annesinin ölümünden sonra başladığını, bazen evden sırf bir şeyler çalıp rahatlamak için çıktığını ifade etmektedir. Psikiyatri konsültasyonunda dürtü kontrol bozukluğu (kleptomani) ile uyumlu klinik bulgular gözlendiği belirtilmiştir. Anabilim Dalı’mızda yapılan muayenesi, psikiyatri konsültasyonu ve adli tahkikat bilgileri dikkate alınarak kleptomani hastalığı sonucu işlediği iddia edilen suça karşı cezai ehliyeti bulunmadığı kanaatine varılmıştır.”[24]

Epilepsi(Sara) ve Ceza Ehliyeti

            Epileptik nöbetler beyindeki nöronların anormal ve yoğun boşalmaları sonucu ortaya çıkan, bilinç değişiklikleri ile birlikte olan ya da olmayan; motor, duyusal, otonomik ya da ruhsal belirtilerle karakterize bir durumdur. Epilepsi bilişsel, davranışsal, duygusal motor veya duyusal bozukluklara neden olabilir. Epilepsi görülme oranı binde 4 ile 10 arasında değişmektedir. Görülme olasılığı ise yüz binde 20 ile 70 arasındadır[25]

            Epilepsi ve suç ilişkisi uzun zamanlar araştırılmış ve epilepsi krizi esnasında kişilerin suç işleme davranışı gösterebilecekleri vurgulanmıştır. Ülkemizde adli psikiyatri ve ceza hukuku açısından epilepsi başvuruları her sene artmaktadır. Gerçekleştirilen araştırmalarda epileptik dönem esnasında en fazla işlenen suçların başında “Kasten Öldürme” eylemi gelmektedir. Örneğin Adli Tıp Gözlem İhtisas Dairesine 1991-1995 yılları arasında inceleme için gönderilen 77 olgunun 66’sının kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarını işledikleri iddia olunmuştur. Şüphesiz ki bu çok önemli bir orandır[26]

            Epileptik kriz esnasında kişinin ceza sorumluluğunun bulunmadığı yönünde bir yargı doğru olacaktır. Ancak yukarıda Bipolar Bozukluk bahsinde değinildiği gibi Epilepsi hastalığında da bulguların görülmediği bir dönem bulunmaktadır. Krizlerin yaşanmadığı bu dönemde kişilerin cezai sorumluluğu tamdır. Aksi bir düşünce salt Epilepsi tanısı almış olması dolayısıyla kişilerin sorumsuzluğunun kabulü şeklinde anlaşılacaktır ki bu mümkün değildir.

Adli Psikiyatrik Değerlendirmenin Tamamlanması Ve Raporlama

Yukarıda belirtildiği üzere Adli Psikiyatrik değerlendirmenin sağlıklı şekilde yerine getirilebilmesi ve raporun usulüne uygun olarak düzenlenebilmesi için, olayın oluş şartlarının, kişinin tıbbi ve adli geçmişinin eylem sırasındaki psikiyatrik ve genel durumunun yaşam hikayesinin ve sosyal durum ile aile ilişkisinin bilinmesi gerekmektedir.[27]Bu sebeplerle gerçekleştirilecek ilk adım dosya iddianamesinin ya da hazırlık evraklarının incelenmesi olacaktır. Bu nedenlerle hakim ve savcıların mevcut değerlendirme için gerekli evrakları, istem müzekkeresi ile göndermeleri gerekmektedir. Aksi takdirde yargılama uzayabilecek ya da gerekli, kanaat oluşturucu bilgiler temin edilemeyecektir[28]

Uzman hekim kurulu raporunda, özellikle hâkim-savcıların istem müzekkerelerinde sormuş olduğu sorulara tam olarak yanıt vermek gerekmektedir. Ancak istem yazısında sehven gerekli hususlar sorulmamış olsa dahi olayın aydınlatılabilmesi ve yargılamanın ilerleyebilmesi için raporda bu hususlarında belirtilmesi şarttır.

            Özellikle hukuk uygulayıcılarının yararına olarak Hukukçu-Hekim ortak kavramlar sözlüğünün oluşturulması konumuz açısından büyük önem arz etmektedir. Örneğin, rastladığımız bazı olgularda aynı kurum raporlarında, çalışmamızda Bipolar bozukluk olarak adlandırılan hastalık için “Afektif Bozukluk”, “İki uçlu Bozukluk” veya “Manik Depresif Bozukluk” gibi farklı tabirlerin kullanılmış olduğu görülmektedir.

            Raporlar giriş, bulgular ve sonuç olmak üzere üç kısımdan oluşmalıdır. Hukuk uygulayıcıları için en fazla önem arz eden kısım bulgular ve sonuç kısmıdır. Kusur değerlendirmesini gerçekleştirecek kişi olarak hâkim , raporu inceledikten sonra hastalığın etkilerini bilmeli, özelde bu hastalığın kişide nasıl etkiler yaptığını rapordan öğrenebilmelidir. Bu bilgilenme sürecinden sonra kişinin kusurunun olup olmadığı yönündeki değerlendirmeyi kendisi yapmalıdır. Bu sebeplerle örneğin, bazı raporlarda görülen ve gerekli açıklamalar yapılmadan yazılan  “ Kişinin 5237 yasanın 32/2 maddesinden yararlanması uygundur” şeklindeki bir ifade gerek bilirkişilik kurumu gerekse kanun sistematiği açısından uygun değildir. Kişinin eyleminin kanunun hangi maddesi çerçevesinde değerlendirileceği yargısı yalnızca hâkimlerin yetki alanı içerisindedir.

            Hekim-Hukukçu ikilisinin kesişme noktası olan Adli Psikiyatrik değerlendirme kişinin ceza sorumluluğuna ilişkin çok önemli bir mesele üzerine tesis edildiğinden özel bir öneme sahiptir. Bu sebeplerle sorunlar üzerinde karşılıklı tartışma ve fikir alışverişleri ile ilerleme sağlanmalı, hekimlerin hukuki terminoloji konusunda, hukukçuların ise tıbbi terminoloji konusunda önceden bilgilendirilmeleri sağlanmalıdır. Gerekli toplantılar vasıtasıyla konunun tartışılması ve bilgi alışverişinin sağlanması ülkemiz ceza muhakemesi sürecine olumlu katkılar sunacaktır.

Bu çalışma Avukat Hüseyin KÜSKÜ tarafından kaleme alınan “5237 sayılı yasa uygulamasında akıl hastalıklarının kusur yeteneğine etkisi ve adli psikiyatrik sürece hukuki bakış” isimli çalışmadan yararlanılarak kaleme alınmıştır.


[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eizofreni Erişim tarihi: 06.02.2017

[2] Öztürk, M. Orhan/ Uluşahin, Aylin, Sayfa 242

[3]  Üçok, Alp, Psikiyatri, İstanbul Üniversitesi Basım ve Yayınevi, No: 2009/1, 8. Bölüm, Sayfa 129

[4]  Öztürk, M. Orhan/ Uluşahin, Aylin, Sayfa 258

[5] Geçtan, Engin, Psikodinamik Psikiyatri Ve Normaldışı Davranışlar, Remzi Kitabevi, 13. Basım, Nisan 1997, İstanbul, Sayfa 125:“Şizofrenik olarak adlandırılan yaşantı ve davranışlar, kişinin yaşanılmaz bir dünya içinde yaşayabilmek için yaratmak zorunda kaldığı özel bir strateji türüdür. Şizofrenik kişi, dış ve iç dünyalarının birbirine karşıt düşen baskıları tarafından “kuşatılmış bir biçimde hareketsiz kalmıştır. Satranç oyununda hangi hareketi yaparsa yapsın mat olacak bir oyuncuya benzer.”

[6] Üçok, Alp, Psikiyatri, İstanbul Üniversitesi Basım ve Yayınevi, No: 2009/1, 8. Bölüm, Sayfa 131

[7] Kaplan, Bert, Akıl Hastalarının İç Dünyası, Ankara, 1999, Sayfa 85 Ve Devamı

[8]  Kaplan, Bert, Akıl Hastalarının İç Dünyası, Ankara, 1999, Sayfa 174 ve devamı

[9]  Hastalık aktivitesinin bulunmadığı durumlar için kullanılan tıbbi bir terim. https://tr.wikipedia.org/wiki/Remisyon Erişim Tarihi: 07.02.2017

[10] Geçtan, Engin, Sayfa 149

[11] Geçtan, Engin, Sayfa 150

[12] Geçtan, Engin, Sayfa 151

[13] Şüküroğlu, Seda, 21

[14] Tuncer, Engin Turan, Duygudurum Bozukluklarının Adli Yönü, Duygudurum Dizisi 2001;4, Sayfa 201

[15] Tuncer, Engin Turan Sayfa 201 ve devamı

[16] Tuncer, Engin Turan Sayfa 202

[17] Öztürk, M. Orhan/ Uluşahin, Aylin, Sayfa 342

[18] Tuncer, Engin Turan Sayfa 200

[19]  Tuncer, Engin Turan Sayfa 201

[20]  Tuncer, Engin Turan Sayfa 201

[21] Kandemir, Ferhan/ Büken, Bora/ Büken, Erhan/ Erkol, Zerrin, Kleptomani (Çalma Deliliği)’ye Yol Açan Faktörler ve Ceza Sorumluluğunun Değerlendirilmesi, Düzce Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Dergisi

2014;4(2): Sayfa 21 ve devamı

[22] Kandemir, Ferhan/ Büken, Bora/ Büken, Erhan/ Erkol, Zerrin, Sayfa 22 ve devamı

[23] Kandemir, Ferhan/ Büken, Bora/ Büken, Erhan/ Erkol, Zerrin, Sayfa 22

[24]  Kandemir, Ferhan/ Büken, Bora/ Büken, Erhan/ Erkol, Zerrin, Sayfa 22 ve 23

[25]  İzci, Filiz, Epilepsi Hastalarında Aleksitimi, Mizaç ve Karakter Özellikleri, Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 2016, 8;1, Sayfa 65

[26] Kökrek, Zekeriya/ Cansunar, F. Nuray/ Ortaköylü, Levent/ Balcıoğlu, İbrahim, Epilepsi ve Suç, SDÜ Tıp Fakültesi Dergisi 1996; 3(4), Sayfa 77

[27] Bülent, 1998-2002 Yılları Arasında Trakya Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Tarafından Düzenlenmiş Adli Raporların İncelenmesi, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, Edirne, 2004, Sayfa 3

[28] Yapılan görüşmeler esnasında, bazı vakalar için ilgili belgelerin gönderilmediği bildirilmiştir

Facebook
Twitter
LinkedIn
Pinterest
Email

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Makaleler

İçeriklerin izinsiz kopyalanması, paylaşılması yasaktır!